Arşiv -Eylül 2015

Logo Nedir?

Logo Nedir?

Kurum ya da kuruluş aracılığı ile uygulamaya alınarak seçilen ve ticaret eşyasının ismi olarak nitelendirilen logo kavramı resim, özel işaret ve harflerden meydana gelmektedir. Ticaretin gelişmesi ile beraberinde olağan ürünleri ayırt edilmesi adına logo oldukça önemli bir yere sahiptir. Ürünlerin sahip olduğu özellikler diğer rakiplerden ayrılmaya ve farklı olmaya neden olmaktadır. Ürünlerin üzerlerine koyulan bu işaretler aracılığı ile marka değerinin en üst safhaya çıkmasını sağlayarak tanınırlığı destekleyebilirsiniz. Satışa sunacağınız ürünün kısa zaman zarfı içinde tüketiciye ulaşması adına aracının ön plana çıkması gerekmektedir.

logo tasarimcisi Logo Nedir?

Ulaşım ve haberleşmenin gelişmesi ile beraberinde olağan ürünün çeşitlerinin bulunması ve self servisin artması ile beraberinde satış aşamasında kararsızlık çekmemize sebep olmaktadır. Reklam süreci ile beraberinde seçim yapmamıza sebep olan bu çeşitliliği farklı logolar aracılığı ile destekleyerek marjinalliğin ön plana çıkmasına olanak tanıyabilirsiniz.

Ürünlerin ayırt edilmesine olanak tanıyan logolar özgünlüğün oluşmasına katkı sağlayarak farklılığın elde edilmesini sağlar.Sahip olduğunuz markanın herkes tarafınca görünen yüzü olarak değerlendirilen logo aynı zamanda kurumsal firmanın sektöründe incelemeler yapılmasını sağlamaktadır. Türkçe karşılığı ilmek olarak adlandırılan logo kavramı, amblem ile aynı özellikleri taşımaktadır. Sizler de sahip olduğunuz ürünün tanıtılması adına logo planlamasını gerçekleştirerek kısa zaman zarfı içinde kurumsallaşarak ürününüzü tanıtabilirsiniz.

Unicef Nedir?

UNİCEF NEDİR?

Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu ya da Unicef, 1954 yılında Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından kurulmuştur. Amacı tüm dünyada çocuk haklarının korunması adına tanıtım ve savunu çalışmaları yapmak, çocukların temel ihtiyaçlarının karşılanmasına yardımcı olmak ve çocukların yaşam kalitelerini yükseltmek için fırsatlar sunmaya çalışan bir kuruluştur. Unicef, her ülkede rahatça çalışabilmek ve aslında tüm amaçlarını gerçek hale getirebilmek için hükümetler ile çalışarak işlerini sürdürür. Bu anlamda da bütün çalışmaları çocukların lehine olacak şekilde kalıcı sonuçlar vermektedir.

Bugün bizim ülkemiz de dahil olmak üzere toplamda 190 ülkeye ulaşabilmeyi başarmıştır. Çocukların; zihinsel, bedensel ve psikolojik gelişimlerini iyileştirmek temel amaçtır. Onların yaşam kalitelerini yükseltmek ve artırmak diye de bir eklemede bulunabiliriz. Çalıştığı tüm ülkelerde sadece hükümetler ile de değil, aynı zamanda eğitimciler, anne babalar ve bu konuda bilinç seviyesi yüksek vatandaşlar ile de iş birliği yapıyorlar. Zaten hepimiz şunu çok iyi biliyoruz ki; bir bireyin iyi bir insan olabilmesi için en gerekli şey doğru bir çocukluk dönemidir. Bu da tek bir şeye bağlı olmayıp; aynı zamanda hem aileye, hem o çocuğun eğitim hayatına ve öğretmenlerine, hem yaşam koşullarına hem de ülkesindeki şartlara bağlıdır. Bunların her biri olumlu olarak bir araya geldiğinde ve çocuklar olması gerektiği gibi bir kaliteli yaşama sahip olduklarında, Unicef ‘de amacına ulaşmış demektir.

Unicef ‘in temel amaçlarını biraz daha sıralayacak olursa şu şekilde ifade edebiliriz;

Birincisi; bütün dünyada yaşayan çocukların tüm haklarını korumak ve gerekirse bu hakların savunuculuğunu yapmaktır.

İkincisi; çocukların bu dünyada sahip olduğu hakları bütün dünyaya ileterek, ülkeleri ve toplumları bu konuda gerekli bilinç seviyesine çıkarmaktır.

Üçüncüsü; gereken koşullarda ülke gözetmeksizin ihtiyaç var ise çocukların temel gereksinim ihtiyaçlarını karşılamak ve yardımda bulunmaktır.

Dördüncüsü; yine çocuklar için çok önemli olan bir konu üzerine düşüyor. O da, çocukların içinde var olan potansiyeli çıkarmak ve onları sahip oldukları yetenek doğrultusunda topluma kazandırmaktır.

İşte Unicef ‘in temel olarak amaçları bunlardan oluşmaktadır. Bugün dünyanın birçok ülkesinde çocuklara yardım elini uzatabilmiş ve bu konuda her ülkede büyük başarılara imza atmayı başarmıştır. Genel olarak konu çocuklar ile ilgili olunca, elbette dünyada var olan ve yeteri yaşam şartlarına sahip olamayan çocuk sayısının da çok olduğunu biliyoruz. Hatta herhangi bir ülkede çıkacak krizde, iç ya da dış savaşlarda, ekonomik sorunlarda ilk önce ve en çok çocukların etkilendiğini de iyi biliyoruz.

Unicef, her zaman tarafsız olabilmeyi başarmış bir kurumdur. İhtiyaç gerektiğinde asla din, dil, ırk ayrımı gözetmeden hemen yardıma koşan ve çocuklar için çalışan bir kurumdur. Bu anlamda da dünyada çocuklar için kurulmuş ve sadece onları içeren, aynı zamanda da tüm dünyada, ülkelerde kabul görmüş en büyük kurumdur. Ancak özel bir durum yaşayan, savaş ve yokluk gibi durumlara maruz kalan ülkelerin çocuklarına öncelik tanınır.

Bunda elbette Unicef’in içeriğini oluşturan kelimeler de bir işaret sayılır. Onlar da tüm dünyada barış ve sosyal ilerlemedir. Bütün çalışmalarını beşer yıllık programlar halinde hazırlarlar. Daha sonra da zaman içinde o programa dayalı olarak görev ve hedeflerini gerçek hale gelirler. Tüm dünyada önemli ve tanınmış isimlerin de çok destek verdiği, gönüllüsü olduğu Unicef, bundan sonra da aynı amaç ve tarafsızlık ilkeleri ile yoluna devam edecektir. Hiçbir ülkede çocuk haklarının bu derece savunucusu ve takipçisi de başka bir kurum bulunmamaktadır.

Yeşil Pasaport Nasıl Alınır?

Yeşil Pasaport Nasıl Alınır?

Bu pasaport, yasama görevinde bulunan eski üyeler, eski bakanlar ile birinci, ikinci ve üçüncü derece kadrolarda bulunan ve bu kadrolar karşılık gösterilmek veya T.C. Emekli Sandığı ile ilgilendirilip emekli kesenekleri bu derecelerden kesilmek suretiyle sözleşmeli olarak çalıştırılan devlet memurları ve diğer kamu görevlilerine; diplomatik pasaport verilmesini gerektiren vazifelerden başka herhangi bir resmi vazife ile kendi hesaplarına yabancı ülkelere gittikleri zaman verilir.

Pasaport başvurusu için:

İl emniyet müdürlüklerinden randevu alarak başvuru yapabilirsiniz. Pasaport harç bedeli yatırmıyorsunuz.
1- Pasaport alacak kişinin gelmesi gerekli: Müracaatların şahsen yapılması gerekmektedir. 5682 sayılı Pasaport Kanunu’na göre, pasaport başvurularının şahsen yapılması gerektiğinden, sıfır (0) yaş da dahil olmak üzere tüm başvurularda başvuru sahiplerinin müracaat sırasında hazır bulunmaları gerekmektedir.
2- Yeşil Pasaport hak sahipliği belgesi: Matbu talep formu veya mühürlü belge aslı gerekli. Çalışanlar, çalıştıkları kurumun yetkili amiri tarafından onaylanmış matbu talep formunu teslim etmeli.
Emekli olan veya çekilme sebebiyle kurumlarıyla ilişiği kesilen hak sahipleri pasaport başvuru formunu, bulundukları ilin pasaport şube müdürlüklerinden temin edebilir veya emekli olma – görevden çekilmek (istifa) suretiyle görevlerinden ayrılmış olanların emekli olduğu veya ayrıldığı tarihteki unvan ve kadro derecesini gösteren, kurumlarından alacakları mühürlü belge yeterlidir. Emekli olanlar emekli olduktan sonra pasaport aldılarsa (bu belgeyi bir kere hazırladılarsa) bundan sonraki pasaport başvurularında kadro derecesi gösterir mühürlü belge getirmelerine gerek yoktur.
3- TC nüfus cüzdanı aslı ve fotokopisi: Üzerinde TC kimlik numarasının bulunduğu TC nüfus cüzdanı aslı, başvuru esnasında ibraz edilmeli.
4- Biyometrik fotoğraf: Biyometrik özelliklere sahip 2 adet fotoğraf gerekli. Fotoğrafı çektirdiğiniz yere “pasaport için çektiriyorum” diye belirtin, vesikalık gibi çekmesinler. Son 6 ayda çekilmiş ve başvuru sahibinin güncel halini gösteren (0 yaş çocuklar için de, dahil olmak üzere) şekilde olmalı. Fon beyaz renk, 5cm x 6cm ölçülerinde olmalı. Tam karşıdan çekilmeli, kişinin başı açık, gözlüksüz, saçlar toplanmış, ağız kapalı, yüz donuk ifade olacak.
5- Eski pasaportunuzu getirin: Varsa daha önceden alınmış pasaportunuzu verecek ve geçersiz yaptırıp geri alacaksınız.
6- Pasaport cüzdan bedeli makbuzu: Bankaya yatırdığınız cüzdan bedeli (defter bedeli) dekontunun 1. nüshasının (en üst nüsha) üzerinde “Tahsil Edilmiştir” kaşesinin olması ve tahsilatı yapan memurun ıslak imzasının bulunması gerekmektedir. Yeşil Pasaport için harç bedeli ödenmiyor.
7- Parmak iziniz alınacak: Müracaat sırasında başvuru sahibinin parmak izi alınmaktadır. Daha önce herhangi bir sebeple parmak izi alınmış olan kişiler, parmak izlerinin alındığını belgelendirmeleri halinde, tekrar parmak izi vermek durumunda kalmayacaktır. 2559 sayılı Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu’nun 5’inci maddesi uyarınca, 7 yaşından gün almış ve daha büyük çocuklardan parmak izi alınmaktadır.

Not:

2011 yılı şubat ayından bu yana pasaport uzatması yapılmıyor, yeniden pasaport çıkarıyorsunuz. Yeni pasaportların önündeki barkod sistemi sizin pasaport bilgilerinizi içerdiği için çıkış-giriş kapılarında bekleme sürenizi azaltıyor. Yeni pasaportların boyutları eskisine göre birkaç santimetre daha küçük.

Japon Yapıştırıcısı Nasıl Çıkarılır?

JAPON YAPIŞTIRICISI NASIL ÇIKARILIR?

Bu yazımızı okumayan yukarıdaki kızlar yıllarca direkte asılı kaldı 🙁 Aman siz siz olun bu yazıyı dikkatlice okuyun En güçlü yapıştırıcılardan olan Japon yapıştırıcısının, elimize, kıyafetlerimize veya  evde kullandığımız eşyalarımıza bulaşması korkulu rüyamız olabilir. Hele ki sevdiğimiz bir kıyafetimize bulaşan Japon yapıştırıcısından kurtulmak için çeşitli yöntemler deneriz. Ancak doğru yöntemleri kullanmadan Japon yapıştırıcısından kurtulmak mümkün değildir.  Japon yapıştırıcısından kurtulmanın doğru ve pratik birkaç yolunu sizlerle paylaşacağız.

Japon yapıştırıcısı dökülen yerin üzerine, bu yer koltuğunuz, kıyafetleriniz veya eliniz olabilir. Beyaz havlu peçete veya pamuk yardımı ile aseton içermeyen oje çıkarıcıyı tampon yaparak 2 – 3 dakika boyunca  bastırın.  Daha sonra gevşemiş olan Japon yapıştırıcısını bıçak veya bir kart yardımı ile yavaş yavaş, kumaşa zarar vermemeye özen göstererek kazıyın. Kumaşınız hassas bir kumaş ise bıçak yerine diş fırçası da kullanabilirsiniz. Japon yapıştırıcısı dökülene kadar diş fırçasıyla fırçalayarak Japon yapıştırıcısından kurtulun.  Eğer leke kumaşın her iki tarafına da işlemiş durumda ise bu işlemi her iki tarafa da uygulamanız gerekmektedir.  Leke çıktıktan sonra  çamaşır makinesinde  yıkayarak Japon yapıştırıcısından tamamen kurtulabilirsiniz. Eğer asetonsuz oje çıkarıcısı , Japon yapıştırıcısını çıkarmaya yetmediyse, ondan daha güçlü olan sentetik tineri de deneyebilirsiniz.  Fakat  tinerin sentetik olmasına dikkat edin, aksi halde eşyanıza zarar verebilirsiniz. Japon yapıştırıcısının hiç değmemesi gereken organlarımız vardır.  Gözlerimiz ve dudaklarımıza değmesi çok tehlikeli olacaktır.   Böyle bir durum başına gelir ise, dudağınıza Japon yapıştırıcısı değer ise, dudaklarınızı bol ılık suyla, sık sık durulayın. Dudaklarınızı zorla açmaya çalışmayın.  Eğer Japon yapıştırıcı yanlışlıkla gözünüze değer ise,  ılık suyla yıkayın ve gazlı bez uygulayın. Göz başka bir müdahale yapmadan 1-4 gün içinde açılacaktır. Bunun yanı sıra mutlaka doktorada başvurmak gerekmektedir.

Hisse Senedi Nedir?

Hisse Senedi Nedir?

Sermaye şirketlerinin ortaklarına sermaye paylarını belgelendirmek amacı ile verdikleri kıymetli evraklara hisse senedi denir. Hisse senedi; anonim ortaklıkları tarafından çıkarılan, ortaklığa yatırılan para kadar sermaye payı alınmasını ifade eden, belirli yasal şartlarla düzenlenmiş kıymetli evraktır. Kısaca hisse senedi, anonim ortaklıklar tarafından çıkarılan, şirket sermayesine katılımı temsil eden ve yasal şekil şartlarına uygun olarak çıkarılan kıymetli evraktır.

is kadini Hisse Senedi Nedir?

İş Kadınları da artık hisse alıp satıyor.

Hisse senedi çıkarma yetkisi olan kurum ve kuruluşlar; Anonim şirketler, sermayesi paylara bölünmüş komantit şirketler, özel kanunla kurulmuş kurumlar.

Hisse senetleri yatırımcısına firmaya ortaklık hakkı veren, özsermaye niteliğinde menkul kıymetlerdir. Firmaların ömürleri iflas etmedikleri sürece sonsuz kabul edildiği için, hisse senetlerinin de vadeleri sonsuzdur. Hisse senedi değerlemede altın kural, hisse senedinin gelecekte sağlayacağı nakit akımlarının uygun iskonto oranı ile bugüne indirgenmesidir.

Hamiline ve nama yazılı hisse senetleri, adi ve imtiyazlı hisse senetleri, bedelli ve bedelsiz hisse senetleri, primli ve primsiz hisse senetleri, kurucu ve intifa hisse senetleri şeklinde gruplandırılabilir.

Kıymetli evrak üzerinde sahibinin ismi belirtiliyorsa nama yazılı, isim belirtilmiyor ve elinde bulunduran kişiye alacak hakkı tanıyorsa hamiline yazılı hisse senedidir. Nama yazılı kıymetli evraklar daha güvenlidir. Senet kaybedilirse ya da kötü niyetle başka birinin eline geçerse hamiline yazılı senet kolaylıkla elden çıkarılabilir. Çünkü senedin hak sahibi onu elinde bulunduran kişidir. Hamiline yazılı senetlerin devri teslim ile nama yazılı senetlerin devri ciro ile olur

Üzerinde yazılı değer ile diğer bir deyişle nominal değerden ihraç edilen hisse senetlerine primsiz, nominal değerlerinden yüksek bir bedelle ihraç edilen hisse senetlerine primli hisse senedi denir.

Nakit/bedelli sermaye artırımı yoluyla ihraç edilen hisse senetlerine bedelli hisse senedi, ortakların nakit ödeme taahhüdünü içermeksizin iç kaynaklardan sermaye artırımı yoluyla ihraç edilen hisse senetlerine ise bedelsiz hisse senedi denir.

Türk Ticaret Kanununun 413. Maddesine göre hisse senedinde bulunması gereken şekil şartları şunlardır:
– Şirket unvanı ve yetkili imzalar
– Esas sermaye miktarı
– Şirketin tescil tarihi
– Senet türü
– Senedin nominal değeri
Zorunlu olan bu şartların dışında ihtiyari (isteğe bağlı) olarak aşağıdaki hususlar da yer alabilir:
– Senet çıkış tarihi
– Şirket sözleşmesinin önemli maddeleri
– Pay (sermayenin bölünmüş parçaları) adedi
– Kuruluşu onaylayan mahkeme kararının tarih ve numarası
– Senetlerin seri ve sıra numarası

Hepatit B Nedir?

Hepatit B Nedir?

Halk arasında sarılık diye adlandırılan Hepatit B bir virüstür. Bu virüs karaciğer intihaplaşmasına sebep olur.  Özellikle yeni doğmuş bebeklerde daha sık rastlanan bu virüs aşı ile çok daha hızlı biçimde atlatılabilir. Yeni doğan hepatit b aşısı bebeğin doğduğu ilk ayda,  birinci ayda ve altıncı aylar da yapılır. Ancak Hepatit B bağışıklığı olan bazı kişilerde aşı kesin çözüm verememektedir. Hepatit B virüsü de kan ve cinsel yollarla bulaşır.

Hastalığın belirtileri şu şekildedir;

Ağrı, kusma, halsizlik, bulantı, ateş, sürekli uyuma isteği, göz akında sararma, benizde ve tende sararma ile belli olur. Bu nedenle halk arasında sarılık ismini almıştır. Bu tarz bir şikâyette mutlaka bir doktora başvurmak gerekir.

Hepatit B virüsü genellikle Hepatit B taşıyıcılarında, Hepatit B virüsü taşıyanlarla birlikte yaşayanlara, kan ile analiz yapan sağlık personellerine, berberlere, askerlik yapan bireylerin ortak kullanım alanlarını özensiz kullanmaları sonucu bireylere bulaşma riski çok fazladır. Bu nedenle kesinlikle ortak kullanım alanlarında çok dikkatli olmalı, ellerimizi her işlemden sonra bol sabunlu su ile yıkamalı ve kendimize elimizden geldiğince dikkat etmeliyiz. Bu sayede Hepatit B virüsünden kendimizi biraz daha fazla koruyabiliriz.

Her virüs gibi Hepatit B virüsü de çok hızlı yayılmaktadır. Bir HIV virüsünün neredeyse yüz katı kadar daha hızlı yayılan bu virüs birçok kişiye kolaylıkla bulaşmakta ve ciddi sağlık problemlerine yol açmaktadır.

Hepatit b virüsü için aşı gerekli kişiye önce kan testi yapılır. Kan testi sonucu eğer birey için uygunsa aşı yapılır. Bir ya da iki ay sonrasında hastanın aşıya karşı bağışıklı kazanıp kazanmadığını kontrol etmek amacıyla, tekrar kan alma işlemi uygulanır. Eğer hastalığa bağışıklık kazanmamışsa tekrar aşı uygulanır. Eğer hastalığa karşı bağışıklığı gelişmişse bu durum hastayı yaklaşık on beş yıl kadar koruyacaktır.

Hepatit B ciddi bir rahatsızlık olduğu için önlemini baştan almak en garanti yöntemdir. Bu nedenle ülkemizde Hepatit B aşısı yeni doğan her bebeğe uygulanır. Tüm bireylerin Hepatit B virüsüne karşı dirençli olması için oldukça etkili bir yöntemdir.

Hepatit B virüsü birçok virüs gibi tehlikeli ve çok çabuk yayılan bir virüs olması sebebi ile önlemleri en baştan alınmış ve yayılması engellenmeye çalışmıştır. Ülkemiz çapında bu sebeple çok fazla yaygın görünmeyen Hepatit B virüsü hakkında yine de tedbirli davranmalıyız. Bu sayede hem virüsten korunur, hem de yayılmasını önlemiş oluruz. Hepatit B virüsü için aşı kesinlikle şarttır. Virüsten korunmak için kesinlikle aşı gerekmektedir. Ayrıca Hepatit B virüsüne yakalanmış bir bireyin tedavisi de aşı gerektirmektedir.

Virüs ne olursa olsun daima titiz ve dikkatli yaklaşmak gerekmektedir. Bol sabunlu su ile ellerimizi sürekli yıkamalı, başkalarının eşyalarını kesinlikle kullanmamalı ve açık yaraya temas etmemeliyiz. Böylece virüs ve mikroplardan uzak durabilir, olası bir tehlikeye karşı tedbir almış oluruz. Dikkatsizliğin bir çok hastalığa sebebiyet verdiği konusu kesinlikle kanıtlamıştır. Bu nedenle bizler virüslerden ve mikroplardan uzak durmak için elimizden geldiği kadar özen göstermeliyiz.

Yeminli Tercüman Nasıl Olunur?

YEMİNLİ TERCÜMAN NASIL OLUNUR?

Özel veya resmi işlerde,evraklarda; konsolosluklar, mahkemeler ya da kişiler bazen tercümelere ihtiyaç duyabilirler. Özellikle resmi durumlarda bu tercümenin daha çok uzmanlar tarafından yapılması gerekir. Bu durumlarda yeminli tercümana ihtiyaç duyulur. Genelde Adalet Bakanlığı, Kaymakamlıklara bağlı çalışan bu yeminli tercümanlara; en çok nüfus suretleri, pasaportlar, diplomalar, evlilik belgeleri vs. durumlarda ihtiyaç duyulur. Peki nedir bu yeminli tercümanlık? Nasıl yeminli tercüman olunur?

Yeminli tercüman; özel veya resmi işler için kullanılacak, yaptığı tercümenin alþına imza atan ve bu çevirinin her halinden sorumlu olan kişidir. Yeminli tercüman olabilmenin ilk şartı, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmaktır. Bir diğer önemli şart ise, Mütercim Tercümanlık veya herhangi bir yabancı dil bölümünü lisans düzeyinde bitirmektir. Bu şartları taşıyan kişiler, yeminli tercüman olabilmek için herhangi bir yabancı dili üst seviyede bildiklerini kanıtlayan belgeyle birlikte noterlere başvurabilirler. Bu belge de yalnizca diplomadır.

Noterlerde yeminli tercüman olmak için yemin, ad, soyad, doğum tarihi, ev ve iş adresi, tahsil derecesi, hangi dillerin bilindiği, noterin bu dili bildiğinize dair kanısının nasıl oluştuğu, yeminin biçimi ve tutanaklar gerekir. Bu tutanak, noter ve tercümanca imzalanır. Yemin tutanakta bildirilmek zorundadır. Ancak yemin sözlü de yazılı da olabilir; bu, noterin tercihine kalmış bir durumdur. Bu zorunlulukların getirdiği sonuç; yapacakları resmi ve özel tüm tercümeler hem noter hem de tercüman tarafından onaylanmasıdır. Bu yüzden yeminli tercüman, yaptığı tercümenin aslına sadık kalmalı ve gizliliğine saygı duymalıdır. Tercümelerin bir nüshası tercümanda, diğeri de noterde kesinlille bulunmak zorundadır. Bu noktada imza ve kaşe de çok önemlidir. Tercüman bir de kaşesi konusunda ciddi sorumluluk altındadır.

Türkiye,  resmi işlemlerde tercüme gerektiğinde bu tercümenin yeminli tercümanlarca yapılmasını şart koşar; diğer türlü imzasız  hiçbir belgeyi kabul etmez. Böyle durumlarda herhangi bir tercümanın imzasının olduğu belgeler de kabul edilmez. İmzanın kesinlikle noter huzurunda atılması zorunludur. Bu da gösteriyor ki yeminli tercüman olabilmek için sadece noterlerde çalışılabilir. Ancak tercümanlar ayrıca bireysel de çalısabilirler, bir tercüme bürosunda da çalışabilirler.

Çevirme ücretlerine gelecek olursak; çevrilmesi istenen yazının sayfa sayısı değil, çevirme yapıldıktan sonra noter tarafından yazdırılan değerli kağıtların sayfa sayısı esas alınır. Tarafların ilgilisinden alınan çevirme ücreti, noterlik dairesinin yevmiye defterlerinde gelir kısmına; noterin tercümana ödediği ücret olarak da gider kısmına yazılır.

Noterler, tercümanların bilgilerini özel karton bir dosyada saklarlar ve bu dosyada imzası bulunmayan hiçbir tercümana çeviri yaptıramazlar. Bu durum hukuki sonuçlar doğurur.

Bütün bu bilgiler ışığında öncelikle T.C. vatandaşı olma şartıyla birlikte bir de mezun olmak yetmiyor; ayrıca bir noterde iş bulmak da gerekiyor.

Virüs Nedir?

Virüs nedir?

Bu soru ilk sorulduğunda aklımıza iki tip virüs gelir. Birincisi, insan hücrelerinde enfekte olan virüs, ikincisi ise, bilgisayarımıza musallat olan virüstür. Konumuz içersinde her iki tipi de inceleyeceğiz.

İlk olarak insanlardaki virüsü ele alalım. Virüs insanda canlı hücreyi enfekte edebilen yani canlı hücreyi hasta eden bir taneciktir. Hücreleri hasta eden virüsler gittikçe çoğalmaya ve yayılmaya başlarlar. Bulaşıcı oldukları için birçok hastalığı kolaylıkla yayabilirler. Bunlara; kuduz, AIDS, hepatit B, hepatit C, grip gibi bulaşıcı hastalıklar örnek olarak gösterilebilirler. Bu nedenle virüsler hayatımız için büyük tehdit içermektedirler.

Virüslerden korunmak için çok dikkatli davranmalıyız. Virüsler ortak kullanım alanlar, solunum yolu, kan gibi birçok şekilde bulaşabilirler. Bu nedenle hava yolu ya da sulardan bulaşan virüslerden çoğu zaman korunamasak da kan yolu, cinsel yollar ve ortak kullanım alanlarında çok fazla dikkatli olmak gerekmektedir. Aksi takdir de ciddi anlamda bulaşıcı hastalıklara yakalanabilir hatta sağlığımızdan olabiliriz. Bu nedenle virüslere karşı ciddi anlamda dikkatli olmalıyız. Sağlığımızı özenle korumalıyız.

Virüs denilince aklımıza gelen bir diğer konu ise, bilgisayarlarımıza başka bilgisayarlar aracılığı ile geçen zararlı programlardır. Birçok çeşidi olan bu programların özelliği tıpkı insan vücudundaki gibi hızlı bir şekilde çoğalarak bilgisayarınızı yavaşlatmak ve zamanla kullanılamaz hale getirmektir. Virüsler bilgisayarımızda dosyalarımız içinde çoğalarak kendilerine yer ederler. Bu sayede hem kolaylıkla çoğalırken, hem de bilgisayarımızın hafızasını doldururlar. Birçok çeşidi bulunan virüslerden korunmak için anti-virüs programları geliştirilmiştir. Bu programlar sayesinde hem bilgisayarımıza virüs girişi engellenmiş olur, hem de bilgisayarımızdaki geçmişten gelen virüsleri temizleyebiliriz. Tıpkı bir aşı  gibidir.

Virüsler hem reel hem de sanal hayatımızda zararlıdırlar. Amaçları hem reel hem de sanal dünya da aynıdır. Biran önce yayılıp organizmayı ele geçirmektir. Virüslerden korunmak için çok dikkatli davranmalıyız. Aksi takdirde hücreye bir kere yerleşti mi müthiş hızla üreyen virüsler bizler için tehlike araz eder.

İnsan vücudu yüzyıllardır birçok organizma ile savaşmıştır. Günden güne güçlenen virüsler için her gün yeni bir çare bulunsa da döngü maalesef kendini korumaktadır. Bu nedenle en baştan tedarikli davranarak virüslerden uzak kalmak en iyi seçenektir. Aksi takdirde vücudumuza yerleşen tek bir virüs bile çok korkunç durumları beraberinde getirebilir. Virüsler hücre değillerdir. Virüsler canlı hücrelere enfekte olurlar. Böylece hücreyi hasta ederken çoğalmaya başlar. Sonuçta yayılarak taşıdıkları hastalığı vücudumuza taşırlar. Virüslerin hastalık yapma yeteneğine ise, virülans denir.  Virüslerden aşı yöntemi ile korunmak mümkündür.

Virüsler ile bakteriler karıştırılmamalıdır. Bakteri bir mikroorganizma topluluğudur. Bakteriler antibiyotikler ile çözüme ulaşırken. Virüsler ile aşı yöntemi ile başa çıkabiliriz. Ancak bir virüs bakteriye göre çok daha fazla zararlı olabilmekle birlikte hatta öldürücü bile olabilir. Ebola, AIDS gibi virüsler bu öldürücü virüsler arasındadır.

Ygs Nedir?

YGS NEDİR?

Hemen hemen her liseli üniversiteye girmek için yukarıdaki kızlar gibi istekli olsa da önce geçmeleri gereken bir sınav vardır.  YGS kısaltmasının açılımı, Yükseköğretime Geçiş Sınavı’dır. Ülkemizde, Yükseköğretim Kurumu tarafından 2010 yılından beri uygulanan bir sınav türüdür.  Yükseköğretime Geçiş Sınavı adı verilen bu sınav 4 bölümden oluşmaktadır.  Bu bölümler, Türkçe, Matematik 1 olarak bilinen temel matematik, Sosyal bilimler ve Fen bilimleri bölümleridir. Her bir bölüm 40 sorudan oluşmaktadır ve sınava giren adaylara sınavda toplam 160 tane çoktan seçmeli soru sorulmaktadır. Bir sonraki aşama olan LYS yani, Lisans Yerleştirme sınavına girmeye hak kazanmak için, adayların Yükseköğretime Geçiş Sınavından en az 180 puan almaları gerekmektedir.

Yükseköğretime Geçiş Sınavında sorulan 160 sorunun, 40 tanesi türkçe, 28 tanesi matematik, 12 tanesi geometri, 17 tanesi tarih, 14 tanesi coğrafya, 14 tanesi fizik, 13 tanesi kimya ve 13 tanesi biyoloji alanlarından gelmektedir. Sınav sonuçları açıklanırken 6 ayrı puan türü şeklinde açıklanır.  Bu durum adayların kafasını çokça karıştıran bir durumdur.  Bu puan türleri hesaplanırken hangi alanların, hangi oranla alınıp hesaplandığına birlikte bakalım.

YGS 1:  Türkçe’nin ağırlığı yüzde 20, Temel Matematik’in ağırlığı yüzde 40, Sosyal’in ağırlığı yüzde 10, Fen’in ağırlığı yüzde 30 olarak belirlenmiştir. En yüksek oranın matematik alanına verildiğini gördüğümüz bu türde, sayısal alanda başarı olan adayların yüksek puan alması beklenmektedir.

YGS 2: Türkçe’nin ağırlığı yüzde 20, Temel Matematik’in ağırlığı yüzde 30, Sosyal’in ağırlığı yüzde 10, Fen’in ağırlığı yüzde 40 olarak belirlenmiştir. En yüksek oran fen bilimlerine verilmiştir ve yine sayısal alanda başarılı olan adayların yüksek puan alabileceği bir türdür.

YGS-3: Türkçe’nin ağırlığı yüzde 40, Temel Matematik’in ağırlığı yüzde 20, Sosyal’in ağırlığı yüzde 30, Fen’in ağırlığı yüzde 10 olarak belirlenmiştir. En yüksek oran Türkçeye verilmiştir ve  sözel alanda başarılı adayların  bu tür sınavda yüksek puan alması beklenmektedir.

YGS-4: Türkçe’nin ağırlığı yüzde 30, Temel Matematik’in ağırlığı yüzde 20, Sosyal’in ağırlığı yüzde 40, Fen’in ağırlığı yüzde 10 olarak belirlenmiştir. Tarih ve coğrafya bilgisi iyi olan adayların yüksek puan alabilecekleri bir sınav türüdür.

YGS-5: Türkçe’nin ağırlığı yüzde 37, Temel Matematik’in ağırlığı yüzde 33, Sosyal’in ağırlığı yüzde 20, Fen’in ağırlığı yüzde 10 olarak belirlenmiştir. Türkçe ve matematik alanlarının ikisinde de başarılı olan ancak matematik alanında biraz daha fazla başarı göstermiş adayların yüksek puan alacağı bir türdür.

YGS-6: Türkçe’nin ağırlığı yüzde 33, Temel Matematik’in ağırlığı yüzde 37, Sosyal’in ağırlığı yüzde 10, Fen’in ağırlığı yüzde 20 olarak belirlenmiştir. Türkçe ve matematik alanlarının ikisinde de başarılı olan ancak Türkçe alanında biraz daha fazla başarı göstermiş adayların yüksek puan alacağı bir türdür.

İnsan Kaynakları Nedir?

İnsan Kaynakları Nedir?

Bir işletme veya kurumun ürün ve hizmet yaratmak için kullandığı kaynaklardan biri de İnsan kaynaklarıdır. İnsan kaynakları ürün ve hizmetlerin insanlar ile ilişkisini kurabilmek için pazarlama yetisini; deneyimi, organizasyona ait bilgiyi, karar vermeyi ve yaratıcılığı, becerileri, bu yeteneklerin örgütlendirilmesini yapılandırılmasını ve ödüllendirilmesini içerir. Şirketler içerisinde ihtiyaç duyulan insan gücünü karşılamak ve verimli kullanmak için oluşturulmuş bir insan kaynakları bölümü bulunmaktadır. Eskiden personel bölümü olarak iş yerindeki devam takibi işlemlerini gerçekleştirerek bordro hazırlama görevi yapan bu birim günümüzde faaliyet alanını genişletmiş ve İnsan kaynakları ismini almıştır.

insan kaynaklari calisani İnsan Kaynakları Nedir?

İnsan Kaynakları Bir Kişi İşe Girmek İçin Başvurunca Ne Yapar?

İnsan kaynakları en genel anlamıyla işveren ile çalışan veya potansiyel çalışanların ilişkilerini düzenleyen süreçlerin genel adı ve işletmelerde aynı adla anılan birimdir. İnsan kaynakları iş gücü planlaması ile başlar işe alım, personelin ücretlendirmesi, yan menfaatler, endüstriyel/sendikal ilişkiler, kariyer yönetimi ve eğitim, kurumsal performans yönetimi, çalışanların memnuniyetinin ölçümlenmesi ve sosyal ve idari hizmetlerin tahsisi gibi çalışanları ilgilendiren tüm konuları kapsar. Bir şirketin insan kaynakları personelinin iş arayan bir bireyden hiçbir maddi talepte bulunamaması yasalarla belirlenmiştir.

Bu faaliyetlerin tümünü gerçekleştirebilmek için işletmeler ussal bir insan gücü planlaması ve programlaması yapmak zorundadırlar. Şirket yöneticilerinin kendi başlarına insan gücü kaynağına doğrudan ulaşabilmeleri ve personeli istihdam ederek değerlendirebilmeleri hayli güçtür. Bundan dolayı şirketlerde insan kaynakları yönetimi adı altında uzmanlaşmış bir bölümün faaliyette bulunmasına ihtiyaç duyulmuştur.

İnsan kaynaklarının işlevini şu maddelerle saymak mümkündür;

1- İşgücü planlaması

2- Kadrolama

3- İş değerleme

4- Ödüllendirme

5- Yetiştirme-Geliştirme

6- Endüstriyel ilişkiler

7- Koruma

 

Grafik Tasarım Nedir?

GRAFİK TASARIM NEDİR?

Grafik ve tasarımın tarihi, MÖ 14,000’lerde yapılmış mağara resimlerine ve İÖ 4.yy’da yazının başlamasına dayandırılabilir. Design sözcüğü Latince kökenli designare’den türemiştir ve kelime anlamı bir şeye işaret etmektir.  En kısa tanımı ile resmin stilize edilmiş hali olarak ifade edilen grafik tasarım, bir mesajın görsel yollarla, belirli bir hedef kitleye ulaştırmaya çalışma çabası olarak da tanımlanabilmektedir. Afiş, billboard, ambalaj, kitap, dergi, basın ilanı, tanıtım filmleri, çizgi film gibi tasarımları yazılı ve görsel elemanlarla sanatsal ölçütler içerisinde tasarlayan eğitimli kişilere grafik tasarımcı adı verilmektedir. Grafik tasarım bir mesajı iletmek, bir görseli geliştirmek veya bir düşünceyi görselleştirmek için metnin ve görsellerin algılanabilir ve görülebilir bir düzlemde, iki boyutlu veya üç boyutlu olarak organize edilmesi şeklinde de tanımlanabilmektedir. Grafik tasarım günümüzün en önemli iş alanlarından biridir. Grafik tasarımda bir amaç vardır ve bu amaç için sunulan mal ve hizmetin en iyi şekilde tanıtılması ve satışıdır. Grafik tasarım özgün ve yaratıcıdır. Grafik tasarımcı hem mesaj aktarıcı, hem de biçim düzenleyicisi olarak görev yapmaktadır.

 Grafik Tasarım Nedir?

Grafik tasarımcısının bulundurması gereken özellikler şöyle sıralanabilmektedir. Bir grafik tasarımcının sadece bilgisayar teknolojilerini kullanabilmesi yeterli değildir. Bir grafik tasarımcının, desen gücünü, renk bilgisini ve yaratıcılığını teknolojiyle buluşturma yeteneğine sahip olması da gerekmektedir. Bir grafik tasarımcı zengin hayal gücüne ve yaratıcı bir zekaya sahip olmalıdır. Yeniliklere açık, teknoloji ile yakından ilgilenen, renk ve şekilleri iyi algılayabilen, sanatsal alanlara ilgisi olan kişiler olmaları gerekmektedir. Grafik tasarımcısının grafik sanatlarını çok iyi bilmesi, sanatçı olması gerekir.

Grafik tasarımın hammaddeleri sayacak olursak, bir noktanın hareketinden meydana gelen şekil olarak tanımlanan çizgi grafik tasarımın ilk hammaddesidir. Renk, ışık ve pigmentten oluşan fiziksel olgudur. Ton ise, rengin derecesi anlamına gelmektedir ve tasarımlarda kontrastlık sağlamaktadır. Doku, yüzey üzerindeki tekrarlanan biçimsel düzen olarak tanımlanabilir. Temanın dile getiriliş şeklide biçim olarak tanımlanmaktadır.  Temanın dile getiriliş şekli biçim olarak tanımlanır.  Ölçü , etki yaratmada kullanılan özelliktir. Yön ise hareket yaratmada kullanılan özelliktir.

Gluten Nedir?

GLUTEN NEDİR?

Buğdayın içinde hemen hemen 30 farklı protein çeşidi bulunur. Glüten de, buğdayın içinde bulunan ve un özüne en yakın olan protein grubudur. Buğdayın içinde olan glütenin ve gliadin maddeleri su ile harmanlandığında glüten denen maddeyi ortaya çıkarır. Aslında tek başına incelersek, glüten; sakıza benzeyen esnek bir yapıda maddedir. Buğdaydan elde edilen un ile su birbiri ile karıştırılır ise protein suyu tutar ve esneyen glüten zincirleri meydana gelir. Bu protein maddesinin unda fazlası ile bulunması durumunda un, suyu yapısına daha hızlıca alır, güçlü esnek bir glüten oluşturur. Unlu mamullerin yapısını oluşturan glüten, çavdar, arpa ve yulaf gibi diğer başlıca tahıllarda da bulunur. Ancak bunların hiçbiri buğdayın bu fonksiyonunu tam olarak yerine getiremez.

Yaş glüten değeri 28-32 arasında ideal durumda olup, eksikliği durumunda iyi ve kaliteli buğday ile karıştırılarak veya kuru glüten ilavesi ile istenen değerlere ulaşır. Bununla beraber kuru glüten buğday nişastası üreten üreticilerin çok yakın geçmiş tarihe kadar teknoloji yetersizliği sebebinden dolayı elde edilmesi zor olan ancak bugün un sanayi, dayanıklı unlu mamuller ve balık yemi başta olmak üzere yem sanayinde kullanılan bir sanayi hammaddesi haline de gelmiş durumdadır. Yem sanayisinde kullanım alanı özellikle balık yavru yemlerinde büyük avantaj sağlar. Son yıllarda pek çok yem üreticisi tarafından da tercih edilir.

gluten in anlami Gluten Nedir?

Glüten maddesinin kullanım alnının sınırlı olması gerekir. Bunu başlıca nedeni de; hem ülkemizde hem de tüm dünyada sıklıkla görülen çölyak hastalığıdır. Çölyak hastalığında temel olarak bu protein grubuna karşı yoğun bir şekilde hassasiyet mevcuttur. Bu hastalığa sahip kişilerin, glüten maddesi içeren herhangi bir besin maddesi tüketmeleri durumunda sağlık sorunu yaşanır. Bu sorunun büyüklüğü ise çölyak hastalığını taşıyan kişinin, hastalık seviyesi ile de ilgilidir aynı zamanda. Bu konu çok büyük de bir önem arz etmektedir. Batı ülkelerinde hazır gıdaların hepsinde, içindekiler liste kısmında belirtilmesi gereken belli bir oranın üzerinde risk taşıyan alerjenlerin başında gelir.

Bugün ülkemizde de bu hastalığı yaşayan pek çok kişi olması ile birlikte marketlerde ve benzer yerlerde satılan ürünler arasında glüten içermeyen besin maddelerinden üretilmiş yiyecekler de ayrı bir öneme sahip. Bundan sadece birkaç yıl öncesinde yurt dışından çok pahalı fiyatlar ve zor şartlar altında getirilen benzer ürünler, artık ülkemizde de yavaş yavaş satışa sunuluyor. Bu anlamda kişilerin işlerini çok da kolay hale getiriyor.

Çöl yak hastalığına sahip olan kişiler glüten içeren gıda yediklerinde bağışıklık sistemleri ince bağırsağa zarar vererek karşılık verir. Belirli bir biçimde ince bağırsak zarında bulunan ve “vili” adı ile adlandırılan küçük parmak benzeri çıkıntılar kaybolur. Besin öğeleri gıdalardan bu vili sayesinde kan dolaşımına emilirler. Vili olmadan da kişi kötü ve dengesiz beslenmiş olur. O durumda da bahsettiğimiz türde ve benzerde başka sağlık sorunları meydana gelir.

Hepimizin vücudunun bir dengesi, ihtiyaçları ve tabi ki bağışıklık sistemi vardır. Glüten ürünleri içeren besinleri tüketen ve bu maddeye karşı hassasiyeti olan kişilerde de otoimmün bozukluk ortaya çıkar. Bunun ile beraber absorbsiyon bozukluğu olarak da sınıflandırılır. Çölyak hastalığı ayrıca psiloz, tropikal olmayan psiloz ve glüten duyarlı enteropati olarak da bilinmektedir.

Sonuç olarak bu hastaların kesinlikle içeriğinde glüten içermeyen besin maddelerini tüketmeleri zorunludur. Aksi halde hastalığın seviyesine bağlı olarak ciddi sağlık sorunları yaşanabilir. Bu da kalıcı bir hasara neden olmasın diye bu hastalar her zaman besin gruplarına dikkat etmeliler.